24 Ağustos 2013 Cumartesi

Emin'ciğimin Gözünden Brezilya

Haftasonları fırsat buldukça fotoğraf makinemizi, suluklarımızı ve yolda atıştırmak üzere yiyeceklerimizi yanımıza alıp düşüyoruz yollara. Bina, araba, ağaç, insan... ne çıkarsa karşımıza fotoğraflamaya başlıyor eşim. İstediği manzarayı yakalayabilmek için şekilden şekle girdiği de oluyor, belki 15 tane çekip 14'ünü elediği de... :) Ben de yanında çırak gibi geziyorum, elimde bilimum fotoğraf makinesi malzemeleriyle. Eee sanat ve sanatçı aşığıyız ne de olsa :))

Fotoğraf sanatçımız: Mehmet Emin CİHAN








20 Ağustos 2013 Salı

Brezilya'da Doğumgünü Geleneği

Latin Amerika ülkelerinde doğumgünlerinin çok önemsendiğini bildirmek isterim öncelikle. Bu doğumgünü kutlamaları her yaştan her kesimden insan için gelenek halini almış adeta. Arkadaşından borç para isteyip mazaret olarak da bir başka arkadaşının doğumgününe gitmesi gerektiğini söyleyen insana dahi rastladım. Yani bu lüks değil, ihtiyaç! :)

15 yaşına basan genç kızların doğumgünü partileri ise bizim düğünlerimizi aratmıyormuş, ben duyduklarımın yalancısıyım :) Henüz böyle bir davete katılmadım ama duyduklarım bu yönde. Ailelerin maddi olanaklarına göre çok daha abartıldığı dahi olurmuş 15 yaş doğumgünü partisinin.

Biz de 19 Ağustos Pazartesi akşamı Portekizce hocamızın annesinin doğumgününe davetliydik. Evlerinin bulunduğu semt, Guara 2 diye geçiyor, labirent gibi mübarek. "Çok erken çıktık ya, vaktinden bu kadar önce orda olmasaydık iyi olurdu" diye başlayan cümlelerimiz "Eyvah, geç kalmasak bari" diye evrim geçirdi sokaklar arasında kaybolmuşken. Hava karanlık, daha evvel belki 5 defa aynı yerden geçtiğimizi farkeden insanlar dikkatlice bakıyorlar, zaten buraların yabancısı olduğumuz her halimizden belli. Yolda 2 kişiye sorduk evin adresini, tutturamadık. GPS açık ama bizi başka bir yere savuruyor. O anda enteresan tipli insanları da görünce biraz tırsmadım desem yalan olur. Hocadan daha açık bir tarif istedik ve o tarifle 2 kere daha kaybolduktan sonra sonunda "Ohh Yarabbim, şükürler olsun" diyerek evlerinin önünde durduk :))

İlk olarak 2 dalmaçyalı köpeği karşıladı bizi, yüksek bir desibelle. Daha sonra doğumgünü hanımefendisi bahçeye gelerek "oraya" diye işaret edip köpecikleri bir anda kuzuya çevirdi.

Bahçede lafladık biraz, o arada birkaç arkadaşı daha geldi, onlarla tanıştık. Ben orada hediyemi verdim; kendi boyadığım bir tepsi :)


Orada biraz sitem etti eşime; neden getirmiyorsun kızımı bana diye :) Brezilya'nın bana kazandırdığı nadir insanlardandır kendisi. Bir insan bu kadar mı çocuk ruhlu olur dedirtiyor. Betty Boop ve Mc Donald's oyuncakları çılgını bir anne. Kahkahaları tam bir anne kahkahası. Zaten bana "burada senin annen benim" diyor. Evet, o benim güzel annem.

Sonra en üst kata, terasa çıktık hep beraber. Hava biraz serindi. Eminciğim koştu hemen arabadan kot gömleğimi getirdi ama kendisi açıkta kaldı :)) Ona da hocamızdan bir hırka rica ettik de hasta olmaktan kurtardık.

Masamızdaki insanlarla tanıştık. O arada kardeşim Ayşegül'ün kulaklarını çınlattım; şimdi o olsaydı burada hiç susmaz habire bir şeyler sorar dururdu diye. Ama sonra yavaş yavaş muhabbet açıldı masadakilerle. Karşımızda oturan sevimli amca evanjelik kilisiesinde rahipmiş. Türkiye'den, İstanbul'dan bahsettik biraz. Burada birkaç ay önce biten dizi sayesinde tanıyorlar artık Türkiye'yi. Salve Jorge diye bir diziydi, sadece fragmanını izlemiştim ama Türkiye'yi çok da doğru tanıtmadığına şahit oldum. Her neyse.

O sırada hocamız geldi ve bizim için özel yaptırdığı çorbayı gösterdi; vejetaryen çorba! :) Helal kesim olmayan etlerden yemedğimizi bildiği için bize özel şeyler hazırlatmışlar, peynirli/karidesli açmalar, etsiz çorba vs... Bu saygıyı görünce bir kez daha içim kaynadı Brezilyalılara.

Daha sonra Türk bir arkadaşımız daha geldi davete, sohbet, muhabbet uzadı gitti sonra. Pasta kesildi, şarkılar söylendi, hocamız dans etti... Çok neşeli, eğlenceli saatler geçirdik.

Brezilyalı annem :))
Çılgın doğumgünü bebesi :))


Güzel Portekizce hocamızla :)


Doğumgünü Pastası

Üzümlü ve kuru erikli top şekerlemeler



Tuzlular; peynirli ekmek (pao de queijo), peynirli, etli, sosisli ve karidesli küçük açmalar. Sıcak servis olayı için misafirin dilediği hamurişini alıp mikrodalgada ısıtma fikri hoşuma gitti.

Hamburger yapma masası :)

Bize özel hazırlanan çorba; caldo. Mısır ve kişniş en baskın tatlardı. Çorba hoşuma gitti benim. Ama çorbadan ziyade aparatif ya da salata/meze demek daha doğru olur. Zaten soğuk servis ediliyor.


Bu video da Brezilyalıların doğumgünü tebriği şarkıları.


Parabéns a você,
nesta data querida,
muitas felicidades,
muitos anos de vida...


Tebrikler sana
Bugün bitanem
En iyi dileklerle
Uzun yıllar yaşa...

İyi ki varız :)

15 Ağustos 2013 Perşembe

Ahşap Boyamaya Devam




Bu ikisini mayıs ayında yapmıştım. Daha fazla yapıp öyle yazarım bloğa diye düşünmüştüm ama o ay sadece 2 ahşap bitirebilmiş, devamında ise ağustos ayına kadar elimi sürememiştim. Eee hobi işleri zorla olmuyor işte, önce o heyecanın gelmesi lazım :)

Küçük tabloları yapmak bu işin en eğlenceli kısmıydı sanırım. Çıraklık dönemi için daha uygun ürünler bence. Kuytu köşe boyamak zorunda kalmayınca daha az hatayla bitirebiliyorsunuz işi.

Demlik şeklindeki ahşabı da boyadıktan sonra hamur kabartma tekniğiyle süslemek geldi aklıma. Sanırım becerebildim de :)

Aslında bu iş için bir kursa gitmeyi isterdim, hala da istiyorum sanırım. Ama kursun belli günlerinde gitmek gerekeceği için bu iş hobilikten çıkar, beni sıkar diye internetten araştırarark öğrenmeye çalışıyorum. Hiç de sıkıya gelemiyorum canım :)





Denediğim ilk tepsi buydu. Buna başlarken aklımda çok farklı şeyler vardı ama tasarımın düşünce ayağıyla uygulama ayağını birbirinden fazla ayırmış olacağım ki ortaya hiç de hayal etmediğim bir şey çıktı :) Bu da hoşuma gitti ama. Ne de olsa hepsi benim emeğim.





Bu desen çok hoşuma gitti. Kırtasiyeye tekrar gittiğimde bu peçeteden bulamadım ama. Yoksa elimde ne var ne yok bu desenle yapacaktım :)





Bu da son çalışmam. Giderek daha mı iyi oluyorum yoksa hala heyecan ve sabırsızlıkla kötüye mi gidiyorum inanın bilmiyorum. Renkleri biraraya getirip tasarlamak kadar işçilik de önemli malum. Hatta daha bile önemli diyebilirim. Biraz daha sabırla hareket edebilirsem belki çıraklık döneminden mezun olabilirim :)

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Yemek Yapıyoruz #12


Ramazan Ayı'nda bol bol misafir ağırlayarak bu konuda biraz daha tecrübe kazandım diyebiliriz :) Hatta öyle ki, 4 gün ardarda bile başarabildim bunu :) Masada, mantar sote, zeytinyağlı taze fasülye ve tartar soslu karides var.

Yabancı memlekette olup bir de üzerine bulunduğunuz şehirde hiçbir Türk restoranı veya Türk marketi yoksa bazı şeyler imkansızlaşıyor. Mesela tam 1 senedir yaprak sarmasına ara verdik. Hazır yufka olmadığı için mecburen börekleri elimizde açtık. Tatlılar da keza öyle. Velhasıl kelam, Ramazan Ayı'nda daha da zormuş memleketten uzakta olmak. Tabii bir de bunun manevi tarafı var. Öyle çok kalabalık sofralar, ezan sesleri, top patlamaları olmuyor ne yazık ki. Ama yine de güzeldi.


Bu salatanın sosunda nar ekşisi, zeytinyağı, pul biber, karabiber, tuz, sumak, limon var. Salata malzemeleri olarak da domates, salatalık, roka, maydanoz, taze nane, soğan doğradım. Tam bir vitamin deposu oldu :)



Bu salatanın sosunda da sirke, bal, rendelenmiş parmesan peyniri, zeytinyağı, sarımsak rendesi, tuz, karabiber bulunuyor. Ölçüleri kafama göre yapıyorum ama balı fazla koymamakta fayda var. Yani 5 yemek kaşığı sirke koyduysak 2 yemek kaşığı bal yetecektir. Salata malzemeleri için de göbek marul, roka, maydanoz ve çeri domates kullandım. Üzerine de soğan halkalarıyle bir dilim domates koydum.


Normalde limonata içen biri değiimdir. Ama bu tarif ilgimi çekti ve denedim. Çok çok hoşuma gitti. Taze naneyle zencefil limonataya çok yakıştı.

Bu boyuttaki bir sürahi için malzemeler:
2 adet limon
1 su bardağı şeker

yarım demet taze nane
bir parça taze zencefil (küçük bir parça yeterli olur çünkü keskin bir tadı var, isterseniz toz zencefil de kullanabilirsini.)

 
Limonları güzelce yıkayıp kabuklarını büyükçe bir kaseye rendeliyoruz, şekeri de koyup yarım saat bekletiyoruz. Sonra limonların sularını ve nane yapraklarını üzerine ekleyip bu şekilde bekletebildiğimiz kadar bekletiyoruz. 1 saat de olur, ben 4 saat kadar bekletmiştim vaktim vardı. Daha sonra süzgeçten geçirip, sürahiye aktararak soğuk su ilave ediyoruz. Ben suyunu fotoğraftaki gibi yarısına kadar koymuştum ama çok şekerli geldi bana. Siz tadına bakarak suyunu ayarlayabilirsiniz. Son olarak da bir iki parça küçük zencefil atıyoruz içine, rendelersek daha belirgin olur tadı ve kokusu.


Limonata ertesi gün daha da hoşuma gitti benim. Taze naneyle zencefilin tadı tam geçmişti.


Elde açtığım peynirli böreklerim. Oklava olmadığı için tereyağla açtım hamurları. Çıtır çıtır oldular ama ne kadar sağlıklıdır orasını bilemiciim :)


Çok sevdiğim havuçlu tarçınlı muffinlerim.


Yoğurdu da evde yapıyorum uzun zamandır. Ama ayarını tutturmak zormuş hakikaten. Sonunda yenebilecek türden yoğurtlar yapabilmeye başladım :) Bu da ayarı tutmuş katı yoğurdum.


Hünkar beğendiyi ilk defa denedim. Güzel oldu ama :)

 

Bu da yine ilk defa denediğim hasanpaşa köfte. Ben küçük porsiyonlar yerine bir büyük porsiyon olarak yaptım.

Köftesi için:
250 gr kıyma
1 adet rendelenmiş soğan
1 yumurta
2-3 dilim ekmek içi (arzuya göre konmasa da olur)
maydanoz
pul biber, karabiber, kimyon, tuz

Püresi için:
1 orta boy patates
1 yemek kaşığı tereyağ
Süt (istenilen kıvama göre ayarlanır)
Tuz
 
Köfte 1 gün önceden hazırlanıp dolapta bekletilir. İstenilen büyüklükte parçalara ayrılan köftelere çanak şekli verilip 160 derecede 20 dakika pişirilir. Daha sonra içlerine patates püresi konulur, üzerine kaşar rendesi eklenir. Tepsiye salçalı suyu karışımı dökülür ve üzerine köfteler konur. 220 derecede 15 dakika kadar pişirilir.


Bu da artık kürt böreği hasretine dayanamayan Merve'nin kolları sıvayıp mutfağa girmesiyle ortaya çıktı :) Hasret kötü bir duygu. Ama gayet güzel oldu. Nefsimizi öldürdük :)



Kabak tatlısının üzerine tahin döküp yemeyi denediniz mi hiç? Eğer cevabınız hayırsa bu bir fırsat olsun ve bir dahaki sefere tahinle yemeyi deneyin. Biz çok beğendik.

10 Temmuz 2013 Çarşamba

Ne Bulsam Yerim!


Şu sevimli yaratığın bu hallerine hiç aldanmayın! Ne bulsa yiyor yahu. Yemek yaparken mutfak halısının üzerine düşürdüğüm her ne varsa, soğan, havuç, maydanoz... hepsini silip süpürüyor. Ki normalde maması bittiği zaman ona özel hazırlayıp pişirdiğim balığı ya da eti yemiyor hanımefendi. Ama çöp olacak ne varsa indiriyor mideye.

Geçenlerde halıları fırçalarken çıkan tozları kaşla göz arasında aldı ağzına kaçtı. Tabi bu sefer affetmedim, kediyle kedi oldum, koştum peşinden. Neyse ki son anda önleyebildim yutmasını.



Ama bu tişörtümü yemesini önleyemedim :( Kapağı aralanmış bir dolap, çekmece görmesin, hemen içeri dalıp buluyor dişine göre bir şeyler. Bu tişörtüm de öyle gitti. Daha öncesinde de siyah şeritlerin kesiştiği noktadaki kurdelesini yemişti, yakayı da kemirip mideye indirince tam oldu.

Bu şekilde 2 çorap 1 hırka daha gitti. Neden her gördüğü kumaşı kemirip yutmaya çalıştığını araştırdım ama net bir bilgi elde edemedim. Sadece vitaminsizlikten dolayı böyle bir şey yapabileceğini söyleyenler olmuş.

Yine göründü veteriner yolları Prenses bacı :)


30 Haziran 2013 Pazar

1 kare #3


Eşimin bitirdiği son maket. Türkiye'den kargoyla gönderttiği maket malzemelerinin içinden eksikler çıkınca maketi hurdaya çevirmeye karar verdi :) Bence güzel de oldu. Portekizce hocamıza hediye ettik sonra. Türkiye hatırası :)

29 Haziran 2013 Cumartesi

Yemek Yapıyoruz #11



Haziran ayının pazar günlerini arkadaşlarımızla kahvaltıya ayırdık.

Roka salatası; rokaları güzelce yıkayıp elimle büyük büyük böldüm. Çeri domatesi doğradım birkaç tane. Sosu için, 3 yemek kaşığı zeytinyağına 1 yemek kaşığı bal, 2 yemek kaşığı pirinç sirkesi (herhangi bir sirke de olur), 3 diş sarımsak, rendelenmiş parmesan peyniri, karabiber ve tuz koydum. Bu sos birçok salataya yakışıyor bence.

Mayalı arnavut böreğini daha önce de paylaşmıştım. Bu sefer ki biraz daha sert oldu ama yine de güzeldi.

Kahvaltılık acıka; normalde biber salçasıyla yapılır fakat burada biber salçası yok ne yazık ki. Ben de o nedenle büyük bir kırmızı biberi alıp kabuğunu soyduktan sonra küçük küçük doğradım. Bir küçük domatesi de doğrayıp tuzla birlikte kavurdum. Biberler yumuşayınca robottan geçirdim. Böylece biber salçasının yerini tutmasa da biber lezzeti vermiş oldum. Bu kırmızı püreye çok az domates salçası, acı pul biber, kekik, kimyon, karabiber, tuz ve sarımsak ekledim. Dövülmüş cevizlerle susamı da ekleyince harika bir kahvaltılık oldu.

Çilek reçelini bir gün önceden yaptım.

Doğranmış yeşil zeytinlere çeri domatesi doğrayıp maydanoz kıydım. Çok az zeytinyağı gezdirip bir iki damla da limon sıktım.

Mantarlı meze için, mantarları haşladım önce. Daha sonra yoğurt ve mayonez ekledim. 2 diş sarımsak rendeleyip üzerine zeytinyağı gezdirdim. Normalde süzme yoğurtla yapılıyor fakat burada süzme yoğurt bulmak takdir edersiniz ki imkansıza yakın.

Kakolu kurabiyeleri ufak ufak bölüp biraz tereyağıyla yoğurdum. Üzerlerine muz dilimleyip sütlü karamel gezdirdim.

Patates kızartmasını malesef ben yapmadım. Evin kızartma kokmasını istemediğim için eşim hamburgerciden aldı patatesleri.



Sarımsaklı avokado salatası çok lezzetli oluyor. Olgunlaşmış, yumuşak avokadoyu küçük dilimlere böldüm. Üzerine 3 diş sarımsak rendeleyip limon sıktım.


Yumurtalı patates salatasına, taze soğan, kuru soğan, maydanoz, pul biber, karabiber, tuz, sumak, limon ve zeytinyağı ekledim. Sumak bu salataya çok yakışıyor bence.


Bu da tahinli kuru fasülye ezmesi. Düdüklü tencerede kuru fasülyelerin ayarını tutturamayınca hepsinin ezildiğini gördüm. Bir iki darbe de ben vurdum :) ezme yaptım. Humus gibi oldu. Fasülyeleri ezdikten sonra göz kararı tahin, iki diş sarımsak, çeyrek limon, tuz, maydanoz, pul biber, zeytinyağı ekledim. Biz çok beğendik.



Bu sandviç Peru'nun geleneksel tatlarındanmış. 4 dilim tost ekmeğini alıyoruz. Her dilime azar azar mayonez sürüyoruz. Ondan sonra ilk dilimin üstüne haşlanmış yumurtayı dilimliyoruz. 2. dilimi üzerine kapatıyoruz. Domates dilimleyip 3. dilimi kapatıyoruz. Olgunlaşmış avokadoyu da dilimleyip son ekmeğimizi kapatıyoruz. Üzerine ağır bir şey de koyabiliriz, elimizle de bastırabiliriz. İyice birbirine yapıştırıyoruz. Sonra kare şeklinde olan sandviçimizi çaprazlama ikiye bölerek üçgen şeklimizi oluşturuyoruz. Hmmm harika bir şey bu.


Bu minik tatlılar da Arjantin yöresinden efem :) "Rogel torta" diye geçiyor ismi. Normalde kocaman yapılıyor ama ben küçük küçük yapmayı tercih ettim. Hamuru için un ve süt kremasını karıştırıp iyice yoğurdum. Merdaneyle açıp kurabiye kalıpları yardımıyla küçük parçalara böldüm. Daha sonra 200 dereceli fırında pişirdim. Ama ben çok pişirmişim sanırım, biraz daha yumuşak olabilirlermiş çünkü. 10 dakika yeterli olur diye düşünüyorum. 3'er katlı yaptığım bu kurabiyelerin aralarına İspanyolca'da "dulce de leche" diye geçen "süt karameli" ya da "süt reçeli"ni sürdüm. Normalde üzerine yumurta akıyla şekeri karıştırıp bezeler yapılıyor fakat ben sade tercih ettim.

Bu süt reçeli Türkiye'de var mıdır yok mudur bilemem ama tadı acaip güzel bir şey. Karamel seviyorsanız eğer buna aşık olursunuz. Ben tadını küçükken bayramlarda yediğimiz açık kahverengi yuvarlak şekere benzettim. Çok güzel bir tat. İnternetten tariflerini de buldum ama biraz zahmetliymiş. Daha doğrusu 1-2 saat boyunca karıştırmak gerekiyormuş. Yine de merak edenleriniz olursa tarifi şöyle;

Dulce de leche (süt reçeli)
1 litre süt
1 su bardağı şeker
1 çay kaşığı kabartma tozu

Şeker süte eklenip ocakta kaynatılır. Kaynadıktan sonra altını kısıp, kabartma tozu eklenir. Kabartma tozu eklendiği vakit süt iyice kabaracağından derin bir tencere kullanmanızı tavsiye ederim. Orta hararetli ateşte sürekli karıştırılır. 45-60 dakika sürebilir bu süreç. Piştikçe miktarı azalacak, hatta dörtte birine inecektir. Bir süre sonra rengi koyulaşmaya başlayacak, kahverengiye dönecek. Reçel kıvamını aldıktan sonra soğutulup kavonoza koyulur.

Pastalarda, kurabiyelerde, dondurmalarda kullanabilirsiniz bu enfes şeyi. Hatta abartıp benim gibi kaşık kaşık bile yiyebilirsiniz :)
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...