10 Nisan 2014 Perşembe
Ahşap Boyamaya Devam #4
Bu tepside Türkiye'ye izne gittiğimizde aldığım yüz kat verniği kullandım ilk defa. Brezilya'da bu verniğin adı "sıvı cam" diye geçiyor.
Bu da tepsinin süslenmiş hali :)
Bu da üstteki tepsinin en küçük parçası; 3lü satılıyordu. Bu tepsiyle ancak bir bardak su ikram edilir, çok küçük. Ben dekoratif amaçla kullanmaya başladım o sebeple.
Kedi mi çok büyük, tepsi mi çok küçük? :)
Bu kuşlu peçete çok hoşuma gidince aldım hemen. Kız çocuklarının ilgisini çekmemesi mümkün mü ama?
Bu sehpanın dili olsa da anlatsa başından geçenleri. Kendilerini bizzat ben yaktım, tabii bir kaza sonucu. Ateşi söndürdükten sonra üzerinde çizikler halinde yanmalar oluşmuş.
Biz de eşimle birlikte, önce sehpanın ölçülerinde bir kumaş aldık hobi kırtasiyeden. Daha sonra kumaşı tutkalla sehpaya yapıştırdık. Tutkalı sürerken en önemli detay, hiçbir boşluğun kalmamış olması, sehpanın her yerine aynı yönde hiç boşluk kalmayacak şekilde sürdük. Kumaşı yapıştırdıktan sonra kenarlarını alta doğru kıvırdık orayı da tutkalladık ve sağlamlığını arttırmak için köşelerden raptiyeledik. Üzerine de 7-8 kat akrilik vernik sürdük. Her katı sürdükten sonra 12 saat bekledik. Şuan sorunsuz bir şekilde iş görüyor kendileri.
Etiketler:
ahşap boyama,
boyama,
diy,
hobi,
kendin yap,
yüz kat vernik
31 Mart 2014 Pazartesi
Yemek Yapıyoruz #20
Bu ay sağlıklı beslenmek adına daha önce bir beslenme uzmanı tarafından hazırlanmış olan diyet programını uyguladık. Daha doğrusu program eşimin "sağlıklı yaşam" adlı projesinin bir parçasıydı. Ben de elimden geldiğince eşlik edip manevi destek olmaya çalıştım ama namümkün. Beslenme programı protein ağırlıklı bir programdı ve ben etle aramın çok iyi olmadığını bir kez daha anlamış oldum. Ben %80 otçul bir insanmışım :)
Bu program sebebiyle mart ayındaki yemek yapma çalışmaları tekrara düştü, dolayısıyla fazla fotoğraf çekmedim.
Çikolatalı, muzlu tapioca benim kaçamağım oldu, etle aramın iyi olmadığını söylemiştim :)) Tapioca mandioca bitkisinin kökünden elde edilen bir tür nişasta. Brezilya'da tatlı ve tuzlu olarak tüketiliyor.
Bir yemek kaşığı zeytinyağıyla fırında kızartmış olduğum karnıbaharları sarımsaklı yoğurtla servis ettim.
Sabah kahvaltılarında yumurta şart ama ben ekmekle tüketerek bir kez daha kuralları çiğnedim :) Fırında peynirli yumurtalı ekmek.
1 yemek kaşığı zeytinyağıyla teflon tavada kızarttığım kabakları da yine sarımsaklı yoğurtla servis ettim.
Bu program sebebiyle mart ayındaki yemek yapma çalışmaları tekrara düştü, dolayısıyla fazla fotoğraf çekmedim.
Çikolatalı, muzlu tapioca benim kaçamağım oldu, etle aramın iyi olmadığını söylemiştim :)) Tapioca mandioca bitkisinin kökünden elde edilen bir tür nişasta. Brezilya'da tatlı ve tuzlu olarak tüketiliyor.
Bir yemek kaşığı zeytinyağıyla fırında kızartmış olduğum karnıbaharları sarımsaklı yoğurtla servis ettim.
Sabah kahvaltılarında yumurta şart ama ben ekmekle tüketerek bir kez daha kuralları çiğnedim :) Fırında peynirli yumurtalı ekmek.
1 yemek kaşığı zeytinyağıyla teflon tavada kızarttığım kabakları da yine sarımsaklı yoğurtla servis ettim.
26 Mart 2014 Çarşamba
Marketteyiz #2 (Pitaya)
![]() |
| Guará pazarında meyve standı |
Bu meyveyi 2 hafta önce Brasília'da Guará pazarında gördüm. Rengi ve şekli ilgimi çekti. Satıcıya sorduğumda adının "Pitaya" olduğunu ve bir Peru meyvesi olduğunu öğrendim. O hafta meyve stoğumu doldurduğum için almadım ama aklımın bir köşesine yazdım. Geçtiğimiz haftasonu ilk işim bu meyveyi almak oldu.
Daha önce nasıl kesildiğine, nasıl servis edildiğine ve nasıl yendiğine bakmadan tahmin ettiğim şekilde ortadan ikiye kestiğimde böyle bir görüntü beklemiyordum açıkçası. Morumsu-pembemsi rengi çok hoşuma gitti. İnternette gördüğüm kadarıyla içi beyaz veya dışı sarı olanları da varmış fakat içi ve dışı kırmızı renkli olanı daha lezzetliymiş.
Bir kaşık yardımıyla içinden bir parça çıkardım. Kaşıkla çok kolay yenebileceğini de öğrenmiş oldum. Minik siyah çekirdekleri aynı kivinin çekirdekleri gibiydi. Tadı armut, kivi ve bir çiçeğin karışımına benziyordu. Kesinlikle bir çiçek tadı vardı ama adını koyamadım ne yazık ki. Çok ferah bir tadı var bence. Oldukça sulu bir meyve oluşu da hoşuma gitti.
Tropikal bir meyve olan pitaya; dragon fruit ve ejder meyvesi olarak da biliniyor.
Potasyum, kalsiyum, demir, fosfor, protein, magnezyum ve C vitamini içeriyormuş.
Sadece taze meyve olarak değil, salatalarda, tatlılarda ve dekoratif amaçlı da kullanılıyormuş.
"Ben bu meyveyi bir daha satın alır mıyım?" sorusunun cevabı ise; "Kesinlikle, her hafta alacağım meyveler listesine adını yazdırdı bile."
| Pitaya meyvesinin kaktüsteki görünümü (Fotoğraf alıntıdır) |
3 Mart 2014 Pazartesi
Ahşap Boyamaya Devam #3
Mutfak için kağıt havlu askısı lazımdı. Ahşap boyama için alışveriş yaparken buna rastladım. Bir-iki fırça darbesiyle böyle bir şey oldu :)
Bu ahşapta vernik olarak "100 kat vernik" denilen bir ürün kullandım. Suya dayanıklı olduğu için bunu seçtim. Ama her zamanki gibi sabırsızlığımın kurbanı olup henüz kurumadan alıp kullanmaya başladım. Haliyle bazı yerlerinde kağıt havlu izleri kaldı. 24 saat nasıl bekleyeyim yahu :)
Bu da zaman dolsun diye yaptığım, herhangi bir işlevi olmayan kapı kolu askısı.
Bu antre için, içine faturaları koyma amaçlı yapıldı.
Bunu da mutfakta kullanıyorum. İçine yemek tarifleri defterimi, ihtiyaç listesi için not defteri ve kalem koyuyorum. Böylece hem elimin altında oluyorlar, hem de zarar görmüyorlar :)
28 Şubat 2014 Cuma
Yemek Yapıyoruz #19
Beşamel sos yapıp haşlanmış ve dilimlenmiş tavuk göğsüyle karıştırdım. Üzerine de kaşar rendeleyip fırında pişirdim. Çok lezzetli bir şey oldu.
Bunda da tavuğun göğsünü biber salçası, tuz, karabiber, pul biber, rendelenmiş sarımsak ve zeytinyağıyla karıştırıp fırın tepsisine dizdim. 200 derecede 20 dk kadar pişirdim. Çok lezzetli oldu, şinitzel gibi zahmetli de değil.
Közlenmiş patlıcanla karnıyarık en sevdiğim yemeklerdendir. Yanında da "cannelloni" tipi makarnayı peynirle doldurup üzerine kaşar dilimi koydum ve fırında pişirdim ikisini. Makarnaya beşamel sos yapmayı unutmuşum hehe :)
Veee döner yaptıııkk :) Dondurduğum eti hafif yumuşamışken ince ince dilimledi eşim. Sonra çok az tereyağında teflon tavada kavurdum. Suyunu çekip hafif yanınca lezzeti süper oluyor.
Kocaman bir tonbalıklı sandviç :) Eşimin spesiyali :)) Domates soslu, suda bekleyen ton balığını fırıda hafif kızarmış ekmeğe sürüp içine soğan ve marul koyuyor. Birazcık da mayonoz.
Bu da arnavut ciğerli sandviç. Aslında bunun yanına şalgam suyu ne giderdi ama. Henüz o konuya gelmedim ben :)
Kadayıflı sakızlı muhallebi. Bu tarifi bu siteden aldım. Kadayıfları yumuşamasın diye her dilim için servis etmeden hemen önce koymakta fayda var.
Kıbrıs tatlısını ilk denediğim tarifte üzerinde muhallebiyle servis ediliyordu. Tarifin ölçülerine göre yapmama rağmen muhallebinin miktarı bize çok geldi. Tatlıyla yarışıyor yani. Kek hamurunda un yerine sadece galeta unu kullanılıyor. Üzerine de şerbet dökülüyor. Aynı revaniye benzettim ben. Galeta unu irmiğe çok benzedi kekte.
İkinci deneyişim de üzerine sadece krem şanti sürdüm ve biraz da tarçın serptim. Çok daha güzel oldu. Bu tatlının tarifine de buradan ulaşabilirsiniz.
Bu da en kolay tatlı. Muz dilimlerinin üzerine bal gezdirdikten sonra ceviz parçaları konup tarçın serpiliyor.
Fırında yaptığım ilk pide. Tadı güzeldi ama susamla daha güzel olur diye düşünüyorum.
Ve sonunda oklavayla aramı düzelttim ve börek açabildim :) Zor zanaatmış oklava kullanmak. Oklavadan sonra gereken en önemli malzeme de geniş bir tezgah bence. Ama inat ettim açtım hamuru sonunda :)
Mayalı hamurdan yaptım bunu.
İlk açtığım hamurla son açtığım hamur arasındaki fark, böreğin kesitinden çok güzel anlaşılıyor :) Sağda kalan iç kısımdaki hamur ince açılamadığı için daha tombiş olmuş. Gitgide durumu düzeltmişim ama. Olacak olacak :)
Etiketler:
börek,
sandviç,
sütlü tatlı,
tarif,
tatlı,
tavuk,
yemek,
yemek tarifi,
yemek yapıyoruz
24 Şubat 2014 Pazartesi
Kedi Zekası :)
Kediler bilindiği üzre örtmeyi, saklamayı seven hayvanlardır. Ama ben artan mamalarını da sakladıklarını bilmezdim önceleri. Prenses bacı sayesinde bunu da öğrenmiş olduk.
Mamasını yedikten sonra kabında kalan mamayı, ilerleyen vakitlerde acıktığında yemek suretiyle saklamak için patisiyle üzerini örtmeye çalıştığında bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum henüz. Daha sonra araştırmalarım sonucu kedilerin mamalarını da örtme içgüdüsüne sahip olduklarını öğrendim. Bu içgüdüye sahip bir kedi henüz (ve korkarım sonsuza dek :)) laminant parkeyle o mamanın üzerini örtemeyeceğini hala öğrenebilmiş değil :) O koşulsuz şartsız örtmeye programlı.
İçeriden "fış fış fış" diye gelen seslerin parkeye değen kedi patisi olduğunu biliyorduk, bu olay sıradanlaşmıştı artık. Ta ki bu manzarayı görene kadar...
Tırmalama tahtasıyla boş mama kabını örtmeye çalışmış minik patileri :) Mamasını yedikten sonra kabını yalayan bir kedi için, kokunun bile örtülmesi gerektiği çok normaldir tabii.
Mamasını yedikten sonra kabında kalan mamayı, ilerleyen vakitlerde acıktığında yemek suretiyle saklamak için patisiyle üzerini örtmeye çalıştığında bunun ne anlama geldiğini bilmiyordum henüz. Daha sonra araştırmalarım sonucu kedilerin mamalarını da örtme içgüdüsüne sahip olduklarını öğrendim. Bu içgüdüye sahip bir kedi henüz (ve korkarım sonsuza dek :)) laminant parkeyle o mamanın üzerini örtemeyeceğini hala öğrenebilmiş değil :) O koşulsuz şartsız örtmeye programlı.
İçeriden "fış fış fış" diye gelen seslerin parkeye değen kedi patisi olduğunu biliyorduk, bu olay sıradanlaşmıştı artık. Ta ki bu manzarayı görene kadar...
Tırmalama tahtasıyla boş mama kabını örtmeye çalışmış minik patileri :) Mamasını yedikten sonra kabını yalayan bir kedi için, kokunun bile örtülmesi gerektiği çok normaldir tabii.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







