Yolculuğumuz
27 Temmuz'da Ankara'dan başladı. İstanbul'daki uçak değişiminden sonra
Brezilya'nın Sao Paulo şehrine vardık. Buradaki aktarmadan sonra uçağımız
Brasilia'ya doğru yol aldı. Beklemeler dahil toplam yolculuğumuz 24 saat sürdü.
Sonrasında bir de jetlag olayımız oldu tabii. Türkiye'yle arasındaki saat farkı
6, 24 saat yolculuk, bunun
üzerine biyolojik saatin ayarları bozuldu ve yaklaşık 1 hafta uyku problemimiz
oldu.
Hep derler; yabancı bir ülkeye gittiğinizde kokular sizi mahveder diye. Uçaktan
iner inmez, havaalanında aldım o "yabancı ülke" kokusunu. Bizimki
peynir ağırlıklı bir kokuydu :) Brezilya'nın "Pao de queijo"
dedikleri peynirli ekmekleri meşhur. Başta çok ağır gelmişti o koku ama
sonrasında insan alışıyor.
 |
Pao De Queijo (Fotoğraf alıntıdır) |
İnsanlarda çevreye karşı güven problemi var. Evimize ilk yerleştiğimiz gün
anahtarları evde unutup apartmanın dışında kalmıştık ve insanları o evde yaşadığımıza
inandırıp evimize girebilmemiz hayli zor olmuştu :) Ülkedeki büyük şehirlerde
güvenlik problemi var fakat bu şehir başkent olması nedeniyle güvenlik
önlemleri daha üst düzeyde. Bunun dışında benim gözlemlediğim kadarıyla
insanlar selamlaşmayı ve muhabbeti çok seviyorlar.
Bu şehir
1956 yılında inşa edilmeye başlanmış ve 3,5 yılda yapımı bitmiş. Şehirdeki göl
de yapay. Haliyle tarihi bir mekan bulunmuyor şehirde. Bu benim için büyük bir
eksiklik oldu aslında. Çünkü bana şehrin ruhu yokmuş gibi geliyor. Her şey
sonradan yapılma ve hepsi bir plan dahilinde. Çok tekdüze ve fazla planlı. Bana
biraz soğuk geldi açıkçası bu durum. Plan elbette olması gerekendir fakat insan
sürpriz mekanlar arıyor şehirde gezerken. Ama bulmaya imkan yok çünkü ileride
nasıl bir mekanla, nasıl bir tasarımla karşılaşacağınızı kestirebiliyorsunuz.
Çünkü şehir tamamen simetrik. Bu da insanda "Şehrin merkezi nerede?"
duygusunun oluşmasına neden oluyor.
Ben de belki
kültürümün etkisidir belki karakterimden dolayıdır bilemiyorum ama bir mekanda
ruh arıyorum. Bunu burada yerine getirebilmek için şehirde gördüğüm birkaç
binayı işaretledim ve belli dairelere sevdiğim insanları oturttum :) Mesela L2
yolu üzerindeki bir binada anneannem oturuyor, yolun yukarısında babaannemin evi
var. Anne-babamın, arkadaşlarımın, kardeşlerimin :) Belki çok saçma ama bu
şekilde şehre anlamlar yüklüyor ve daha kolay alışıyorum.
 |
Brasilia Şehir Haritası |
Şehir Kuzey
ve Güney olmak üzere iki kanattan oluşmakta. Şehre kuşbakışı bakıldığında bir
uçağı andırıyor. Ortada uzun bir gövde kenarlarda ise kanatlar mevcut. Gövdede
bakanlıklar, oteller, tv kulesi, şehir parkı, katedral, meclis binası, şehrin
simgesi olan Juscelino Kubitschek anıtı; kanatlarda ise yerleşim alanları yer
alıyor. Kanatlar quadra denilen çeyreklerden oluşuyor. Bir quadra içinde
market, kuaför, pet shop gibi mağazaları oluşturan küçük bir çarşı ve binalar
bulunuyor.
 |
Şehrin Gövde Kısmı |
 |
TV Kulesi |
TV Kulesi
aynı zamanda şehre yukarıdan bakma olanağı sağlıyor. 224 metre yüksekliğinde.
İnsanların şehre baktığı noktanın yüksekliği ise 75 metre. Bu kulenin hemen alt
tarafında mobilya, takı, ev aksesuarları, hediyelik eşyalar, çanta, ayakkabı,
kıyafetlerin, tabloların satıldığı standlar bulunuyor. Standların ortasındaki
küçük meydanda bir gösteriye denk gelmiştik. 5-6 kişilik bir gruptu. Grubun bir
kısmı müzik çalıyor bir kısmı da akrobasiyle karışık stand-up gösterisi
yapıyordu.
 |
TV Kulesinin Altındaki Standlar |
Şehir
yapısal olarak oldukça düzenli ve altyapısı güçlü. Biz henüz o kadarına şahit
olamadık ama günlerce yağmur yağdığı oluyormuş ve yağmurdan sonra su
birikintisi görmek pek de mümkün değil.
Brasilia
şehrindeki ilk günlerimiz. Lago Sul'de bir restoranda iftar yemeğindeyiz.
Görünen manzaranın bir iki fotoğrafını çektik. Lago Sul; Brasilia şehrinde bir
semt. "Güney Gölü" anlamına gelmektedir.
 |
Lago Sul |
 |
Lago Sul |
Brasilia
benim için güzel başladı umarım öyle de devam eder.